hikaye anlatıcısı


Hindistan 12: 16 Ekim 2006-Varanasi
Ocak 23, 2007, 2:19 pm
Kategori: Hindistan, gezi notları, varanasi

Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler… için buraya tıklayabilirsiniz:)  

For your kind attention please. Train number 2332… is now late and expected to arrive at 12.25am.

Akşam saat sekiz buçuktan beri bu anonsun çeşitli versiyonlarını dinliyoruz ve trenimiz hala gelmedi:(Aslında tren saat 21.20’deydi. Biz de sekiz gibi otelden çıktık, rickshawla istasyona geldik. Trenin hangi platformdan kalkacağını görevlilere sorduk. Önceden belli olmazmış, kalkışına 15 dakika kala anons yapılırmış falan. Tabii biliyorlar buraya tren falan gelmediğini:)Kalkışa 15 dakika kala baktık anons falan yapılmıyor, yine bir görevli bulup nereye gitmemiz gerektiğini sorduk ve sonunda trenin platform 4’ten kalkacağını öğrenebildik. Bizim tren genelde 4’ten kalkarmış:) Gittik dörde koştura koştura, trenimize binip uyuyacağız, sabah da Kalküta’da olacağız diye:)İşte o saatten beri de burada, platform 4’ün çevresindeki çeşitli oturma yerlerinde oturuyoruz, daha gelen giden yok. Doğru düzgün bir oturma yeri de yok bir şey değil. Yani var da bütün trenler rötar yaptığı için hepsi dolu tabii.

İlk başta bir banka dizilmiş oturuyorduk. Sonra istasyon restoranına gittik, çay kahve içer oyalanırız diye. O da biz gittikten 10 dakika sonra kapandı:)Bu arada bizim bank kapılmıştı tabii. Biz de arkadaki boş platforma geldik. Şimdi bir grup sarhoş adam, yerde uyuyan polis amca ve treni bizim gibi geciken birkaç yolcuyla birlikte arka platformda bekliyoruz:) Sürekli de anons yapıyorlar, bir gelişme oldu diye insan seviniyor. Neyse ben bugün yaptıklarımızı anlatayım, bu arada tren de gelir herhalde:)

Sabah beş buçukta kalkıp Harischandra Ghat’ın önüne Ganj kıyısına indik. Bu arada dün öğrendik ki Harischandra Ghat, ölülerin yakıldığı ghatlardan biriymiş. Hem odunla hem de elektrikli fırınlarda yakıyorlarmış ölüleri. Odunla, geleneksel şekilde yakmak daha pahalıymış, ama herkesin o kadar parası olmadığı için bir sürü insan da makinelerde yakılıyormuş. İlk geldiğimiz gün de, dün de, bu ghatın önünden geçerken yerde tahtalar arasında üstü kumaşlarla kaplı bir ceset görmüştük. Döndüğümüzde biri yanmış gitmişti, diğeri de hala yanıyordu. Bu yanma işlemi sırasında genellikle ölen kişinin yakınları da başında bekliyor, ve ceset tamamen yandıktan sonra külleri Ganj’a atılıyormuş. Ama bu elektrikli yakma işi çıktıktan sonra bazen bazı parçaların tam olarak yakılamadığı da olmaya başlamış. Bazen bir parça da küllerle birlikte suya atılabiliyormuş! Neyse ki bize rastlamadı:)Bir de eğer ölen kişi hamileyse, ya da işte şimdi tam hatırlamıyorum ama yılan falan sokmuşsa galiba, ayağına bir taş bağlayıp Ganj’ın ortasına öylece bırakıyorlarmış. Bu son yazdığımı National Geographic’te duymuştum, yani biz orada böyle bir şey görmedik. Ama koskoca kanal da uydurmamıştır herhalde:) Bütün bu ölüleri Ganj’a atma olayı da onların ruhlarını özgürleştirmek içinmiş. Ganj kutsal olduğu için ölüm ve yeniden doğma döngüsü içinde kısılıp kalmış insanların ruhları, külleri buraya atılırsa özgürleşebilirmiş. Bu yüzden de insanlar ya ölülerini burada yakıyor ya da yaktıktan sonra küllerini buraya getirip Ganj’a atıyormuş. Hatta bazı insanlar öldüklerinde burada yakılmak için ölmeyi beklemeye Varanasi’ye geliyormuş.

Bizim otelin çok yakınındaki Harischandra Ghat da bu yakma işleminin yapıldığı yerlerden biriymiş. Ama tabii bu ölme ve ölüyü yakma işlemi gayet normal karşılandığı için, orada ölü yakılıyor olması buranın aynı zamanda çocukların uçurtma uçurduğu, insanların yıkandığı, çamaşır yıkadığı, ibadet ettiği ya da işte ne istiyorsa onu yaptığı bir yer olmasını engellemiyor. Tabii turistik etkinlikler de tüm hızıyla sürüyor. Kayıkçılar hellohello diye size doğru koşuyor:)

Sabah biz de fazla yürümeden bir kayıkçıyla 3 kişi 2 saat toplam Rs100’e anlaştık ve sabah pujası turumuza çıktık. Dün kayığın içinde sadece oturmak için 100 vermiştik, şimdi 60 yaşında adam biz etrafa bakalım diye 1 saat kürek çekecek yine 100 istiyorlar. Ama o dünkü adam kayığın esas sahibiydi galiba. Bugünkü adam birisi için çalışıyordu. Zaten parayı da daha yola çıkmadan o adam aldı. Biz de bizi dolaştıran adama da inerken ayrıca para verdik bizi dolaştırdı diye.

Hatta dolaştırırken etraftaki binaları, insanları falan da anlattı. Gezinin bir kısmını aşağı koyuyorum, ama aslında daha uzun tabii. 1 saat dolaştık işte. Harischandra Ghat’tan Dasaswamedh’e, oradan da daha ileriye kadar gidip geri döndük. Bu arada da bir sürü ilginç şey gördük yine.


İnsanlar sabah kalkar kalkmaz Ganj kıyısına geldi ve dua etmeye, yıkanmaya, çamaşır yıkamaya, meditasyon yapmaya, insanlarla konuşmaya ve hatta yüzmeye başladılar. Özellikle bu yüzme kısmı gerçekten ilginçti. Beş dakika önce birinin külleri atılmış o suya, belki içinde ceset parçaları var. Hadi onu da bırak bir de fabrikalar yüzünden kirlilik oluyormuş suda. Nasıl girip de öyle rahat rahat yüzüyorlar. İnsan bir kere girer ondan sonra da gider ancak hastanede yatar diye düşünüyor, ama adamlar her gün gelip bu suya giriyorlar. Mesela bizim kayıkçı bizi gezdirdikten hemen sonra gitti yıkandı, duasını da etti çıktı. Bir de dua ederken o suyu içenler var. Gerçi bizim gördüklerimiz sadece ağzına doğru götürüyor gibiydi ama içenler de varmış Ganj’ın suyunu. Zaten yıkanmak için de Ganj’a geliyorlar. Burada yıkanınca günahlarından arındıklarına inanıyorlar. Bayağı sabunla falan arınıyorlardı bir güzel:) Bir yandan da konuşup eğleniyor bazıları. Bir grup vardı mesela, içlerinde bir kadın vardı, o kadar içten gülüyordu ki hah hah haaa diye:)

Bir de çamaşır yıkayanlar var tabii. Saat yedi gibi, yıkanan ve dua edenler biraz azalınca daha çok meditasyon yapan insanlar ve çamaşır yıkayanlar kaldı Ganj’da. Herhalde otellerin falan çamaşırlarıydı yıkadıkları. Bir güzel yıkadılar sabunlayıp, taşlara vurarak, sonra da kurusun diye etrafa yaydılar:) Zaten biz de diyorduk, bu bizim otelin çarşaflarında bir koku var yosun gibi ama nedir nedir:)Şimdi anlaşıldı:) Bir de meditasyon yapanlardan söz edip bu sabah pujasını geçeyim. Şimdi, tapınaklardan çıkan bazı turuncu ya da beyaz giysili keşişler bir taşın üstüne oturmuş, dönmüş Ganj’a meditasyon yapıyordu. Onlar yapacak tabii bunda bir şey yok da esas ilginç olan onların etrafındaki fotoğrafçılardı:) Hele bir adamın başındakiler çok komikti. Adamcağız orada bağdaş kurmuş oturmuş kendinden geçmiş, etrafında da 6 tane fotoğrafçı dönüp duruyor:)Ama neredeyse değecekler adama, o kadar yakından çekiyorlar. Tabii adam duymuyor ya bunları, fırsattan istifade vızır vızır dönüp duruyorlar:)Ben de onların fotoğrafını çektim kayıkla geçerken:) Biri görüp el salladı:)

Sabah Pujası kayık gezimiz de işte böyle geçti. Gerçekten çok güzeldi. Siz kayıkla kıyı boyunca gidiyorsunuz, karşınızda yıkananlar, dua edenler, herkes kendi aleminde. Önceleri fotoğraf çekerken biraz çekiniyor insan, rahatsız edecek diye. Ama sonra herkesin aynı durumda olduğunu ve insanların da pek aldırmadığını görünce rahatlıyor. Aslında çok garip tabii. Hayatlarına normal bir şekilde devam eden insanları görmek için kayığa biniliyor, hepsi başka bir şey yapan bu insanların önünde bir sağa bir sola gidiliyor. Onlar da sanki herkes gelmiş onlara bakmıyormuş gibi ne yapıyorlarsa devam ediyorlar. Biraz garip işte:)

Bu arada Varanasi’nin nehirden görüntüsü de çok güzel. Bir sürü güzel büyük bina yapılmış kıyı boyunca. Bizim kayıkçının söylediğine göre çoğu farklı yerlerin maharajalarınınmış. Ama eski, değişik binalar hepsi. Bir de hafif bir sis basıp, kayıklar, renkli insanlar görüntüye katılınca gerçekten çok güzel bir görüntü ortaya çıktı. Kayık turu Varanasi’nin en önemli turistik etkinliği ama öyle olmayı da hak ediyor yani:)

Neyse:)Ganj turumuzdan sonra biraz da kayıktan indiğimiz yerde dolandık. Bir adam etrafına birilerini toplamış büyü gibi bir şeyler yapıyordu. Bazı insanlar hemen yukarıdaki tapınağa giriyordu, bazıları yıkanmaya devam ediyordu, bazıları dua ediyordu. Kayıktan görülen manzara kadar kıyı da ilginçti yani. Bir de insanlar turistlere o kadar alışmış ki dönüp bakmıyorlar bile, sanki siz orada yokmuşsunuz gibi davranıyorlar. Siz de sanki görünmez olup bir belgeselin içine girmiş gibi hissediyorsunuz. En azından ben öyle hissettim bugün:)

Belgeselin içinde biraz daha dolandık, ama sabah beşte kalktığımız için belgesel yavaş yavaş rüyaya dönüşmeye başladı:) Biz de biraz uyumak için otele döndük.

Öğlene kadar uyuduk ve Varanasi’deki son saatlerimizde yapacak bir şeyler bulmaya dışarı çıktık. Babam bir rickshawcuya şehrin yeni kısmına gitmek istediğini söyledi, ama adamlara bir türlü derdimizi anlatamadık. Belki de burada bir yeni kısım yoktur:)Neyse sonunda adamlardan biri zamanınız varsa Sarnath’a gidin dedi. Daha saat birdi. Tren de dokuz buçukta olduğu için bir sürü zamanımız vardı. Tamam dedik, bindik rickshawa Sarnath’a gittik.

Sarnath, Varanasi’nin biraz dışında küçük bir yer. En önemli özelliği de Budizm’in doğduğu yer olarak kabul edilmesi. Buda ilk vaazını burada vermiş ve ardından da buraya bir çok Budist tapınağı yapılmış. Bugün artık Budistlerin hacı olmak için geldiği bir yer olmuş. Biz gezerken de Sri Lanka’dan gelmiş bir grup, hacı oluyordu. Ortadaki bir yeşilliğe halılar serildi. Onların üstüne oturup bir kişinin konuşmasını dinlediler. Biz o sırada rickshawcuyla bir saat bekleyecek diye anlaştığımız için çıkmak zorunda kaldık, ama onlar biz çıkarken devam ediyordu. Budist hacısı da olduk işte:)

Hacı oluşumuzun ardından bindik yine rickshawumuza, Varanasi’ye döndük. Babam otele biz de annemle Dasaswamedh’in arkasındaki hediyelik eşyalara bakmaya gittik, bir şeyler bulur da alırız diye. Çok fazla şey yoktu ama yine de Delhi, Jaipur ve Agra’dan iyiydi:) İnsan bir şeyler götürmek istiyor evine. Ama işte böyle küçük, ucuz ama gittiğin yeri hatırlatacak bir şeyler. Bunlar da illa tutturmuş mermerden boyunuz kadar heykel alın, biz evinize yollarız, yok ipek halı verelim, yok bilmem ne:) Şöyle ufak tefek bir şeyler bulamıyor insan. Yine burası daha iyiydi tabii. En azından tezgahlarda değişik bir şeyler bulup alabildik. Bir de bilezik hediye edildi bize:) Çok mutluyuz:)

Şimdi de istasyonda tren bekliyoruz işte. Üç Budist hacısı olarak şu başımıza gelene bak:)Neyse saat 12’ye yaklaşıyor, birazdan gelir artık tren herhalde. Biz de yerleşir uyuruz.

Yarın Kalküta’dayız. İyi uykular:)

Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler… için buraya tıklayabilirsiniz:)



Hindistan 11: 15 Ekim 2006-Varanasi
Ocak 21, 2007, 8:08 am
Kategori: Hindistan, gezi notları, varanasi

Merhaba:)Sahte otel şebekesi eylemlerini sürdürüyor:)Bugün de babamı kaçırıp kaybettiler ama neyse ki nefes kesen bir takibin sonunda kendisini bulduk ve geri aldık:)Drank drank drank, az sonra:)

Babam dün hasta olduğu için bütün gün yatıp dinlenmişti, iyileşsin de gezmeye devam edebilsin diye. 20 saat uykunun ardından bugün sabah saat 5’te uyanmış tabii:) Bakmış bizim daha uyanacağımız yok, dur ben bir çıkıp dolaşayım, etrafta ne var ne yok bakınıp geleyim deyip dışarı çıkmış. Tabii dün biz gezdik o gezemedi ya, arayı kapatacak:) Neyse işte, 5.30 civarında çıkmış, kapıyı da bir güzel üstümüze kilitlemiş gitmiş:) Biz sekiz buçukta uyandık, baktık şöyle bir babam yok, annem yılların verdiği bilgi birikimiyle hemen o dolaşmaya çıkmıştır herhalde dedi:) Neyse ki telefonlarımız vardı, açtık arayalım diye ve telefon açmamızla birlikte çalmaya başladı. Açtık, babam. Kaybolmuş. Daha doğrusu o kaybolmamış da bu otelciler onu kaybetmiş:)

Meğer bizim otelimiz de sahteymiş. Aslında adamın dün sözünü ettiği her otelin sahte çıkmasından uyanmalıydık da işte aklımıza gelmedi bu otelin de sahte olacağı. Biz Yogi Lodge’da kaldığımızı sanıyorduk. Çünkü rickshawcu da otelci de otelin adını Yogi Lodge diye söylemişti. E tabi babam da biraz dolaştıktan sonra binmiş bir rickshawa Yogi Lodge demiş, adam da götürmüş. Bir inmiş rickshawdan ki o Yogi Lodge bizim Yogi Lodge değil:) Babam telefon etti, adresi söyleyin diye, elimizdeki adres de Lonely Planet’ta yazan adres. Yani esas Yogi Lodge’un adresi. Neyse bir anda dün otelden aldığımız bir kartı bulduk, üstündeki adresi okuduk, babam da adresi esas Yogi Lodge’un sahibine söyledi de olay çözüldü. Meğer adam zaten bu oteli biliyormuş, hep müşterilerini çaldığı için çok şikayetçiymiş ama bir şey yapamıyormuş. İlk defa bir seyahatte telefonlarımızı yanımıza aldık ama gerçekten çok işe yaradı. Bugün telefonumuz olmasaydı ne yapabilirdik bilmiyoruz. Kapı da kilitli zaten, içeride kalmışız. Bir daha telefonsuz bir yere gitmeyiz:) Neyse sonunda adam motosikletle babamı bizim otele getirdi de olay iyice büyümeden çözüldü:)

Babam gelince, tekrar buluşmuş olmanın acıktırmasıyla kahvaltıya terasa çıktık:)Burada neredeyse bütün otellerin üstünde terasları ve restoranları var. Bazılarınınki Ganj manzaralı, bazılarınınki de bizimki gibi sadece yüksek işte:) Ama güzel bir şey. Herkes çıkıyor terasa, bir şeyler yiyor, tek başına gelenler birbirleriyle tanışıyor filan. Mesela bugün bir İsrailli kızla bir Norveçli kaynaştı gördük:) Önce iki Norveçli çocuğun arkadaşı da vardı, birlikte oturuyorlardı ama sonra bir anda işi çıktı:)Bunlar ikisi bıdıbıdı konuştu da konuştu:)

Bu arada sanırım otelimizde bizim gibi gerçek Yogi Lodge’da kaldığını sananlar da var. Çünkü Hint kıyafetlerini giymişler, her türlü otantik şeyi üstlerine takmışlar gelmişler, ama gel gör ki bu otel bunları karşılayacak kadar otantik değil:) Hatta yöneticisi sanırım Hindu bile değil, Müslüman. Öbür otel biraz daha hippi oteli gibiymiş Lonely Planet’ta yazdığına göre. Bunlar da herhalde oradaki tarifi okuyup gelmişler, ama işte bu otel Yogi Lodge değil, Ganga Yogi Lodge, burada her şey çok farklı:) Öz hakiki Yogi Lodge gibi çok komik. Otelin adının başına küçücük bir Ganga yazmışlar olmuş:) Kahvaltı yaparken bir ara düşündük diğer müşterilere söylesek mi burası sahte diye falan. Çünkü birkaçı gerçekten şaşırmış görünüyordu. İki tanesi mesela bir heves çantalarını odalarına götürdüler, en güzel Hint üniformalarını:) giydiler bir heves yukarı terasa çıktılar insanlarla falan tanışmak için. Ama yukarısı pek hareketli değil tabii:)Gerçi gerçek Yogi Lodge da nasıl bilmiyoruz ama daha bir hippidir herhalde:)Bir de mesela insan biriyle anlaşsa ne kötü olur. O Before Sunrise’da vardı ya mesela. Şu kadar yıl sonra şurada buluşalım demiş birileri diyelim. Ya da hadi o kadar büyütmeyeyim:)İki kişi anlaşmış diyelim ki, biri önden gidecek de diğeri de arkadan gelecek, otelde buluşacaklar. Otel de Yogi Lodge. Ya da Varanasi’deki sahtesi olan herhangi bir otel. Ondan sonra uğraş dur geldim de gelmedin de, bekledim de. İnsanların planları birbirine girer bir anda:)

Bu düşünceler içinde kahvaltımızı yaptık:) Biraz terasta dolandık, etrafta bir şey görüyor mu diye. Bu arada bir kadın gördük çatıda yatan. Acaba daha ucuz olsun diye burada mı uyuyor falan diye yanına gittik ki meğer yoga öğretmeniymiş, biz de öğrenmek ister miymişiz, güneşin altında çatıda yoga yaparken uyuyuvermişmiş:) Uyur tabii. İyi beyni pişmemiş. Gölgede bile 40 derece olan havada betona yatmış yumurta gibi, kenarlardan beyazı pişmeye başlamıştı bile valla:) Onunla biraz konuştuktan sonra çıktık otelden artık, biraz dolaşalım diye, evdeyken yaptığım plana göre Assi Ghat’a doğru cyclerickshawla gitmeye başladık. Daha önce hep autorickshawla gidiyorduk her yere. Alışmışız tabii yakınsa Rs20, uzaksa Rs50 veriyorduk. Düşündük ki bu bisikletli, daha ucuzdur, e uzak yere 20 diyelim dedik. Adam Assi Ghat’a Rs20’yi duyunca arkadaşına söyleyip söyleyip bütün yol güldü. Harischandra Ghat’tan, yani bizim otelin olduğu yerden Assi Ghat’a cyclerickshawla Rs20 çok fazlaymış, bunu da öğrenmiş olduk bu arada:)

Bindik rickshawa, tıngır mıngır çukurlara bata çıka Assi Ghat’a kadar gittik. Assi Ghat ve çevresi hareketli, değişik bir yer diye okumuştum. Hatta üniversiteye yakın olduğu için geceleri özellikle daha da canlı oluyormuş. Biz gittiğimizde canlıdan çok turistik bir yere benziyordu:)Rickshawdan iner inmez satıcılar koşarak gelmeye başladı, çocuklar etrafımızı sardı ve bir süre de bırakmadı. Bir oyuncak dükkanı vardı, büyük çoğunluğu Çin’den gelmiş küçük oyuncaklar satıyordu:) Bunların dışında bir özelliği varmış gibi gelmedi bize. Ganj kenarındaki ghatlardan biriydi işte. Ama tabii yüzünüzü Ganj’a dönünce en sağda kalan ghat olduğu için ve üniversiteye yakın olduğu için önemli bir yer.

Assi Ghat’ın önünde biz annemle, peşimize takılan çocukları atlatmaya ve bir yandan da fotoğraf çekmeye çalışırken babam da oradaki bir Fransız kadınla konuşmaya başladı, ne yapıyor, nasıl yaşıyor, burayla ilgili ne düşünüyor diye. Zaman zaman Varanasi’ye gelip bir süre kalıyormuş, burada arkadaşlar edinmiş ve bir de çalışıyormuş galiba. Hindistan’ı da olduğu gibi kabul etmiş:) İlk geldiğinde yadırgamış aslında, çok kirli, karışık gelmiş, ama burada kaldıkça alışmış ve artık normal karşılıyormuş. Ama tabii burayı normal karşılamak biraz zor. Mesela insanlar Ganj’ın içine hem yaktıkları insanların küllerini, bazen de cesetleri olduğu gibi atıyor, hem de aynı yerden, temizlenmek, arınmak için her gün Ganj’a girip yıkanıyorlar. Hatta bazıları elleriyle biraz su alıp içiyorlar. İnsanın temizlikle, mikroplarla falan ilgili bütün bilgileri altüst oluyor haliyle. Girdikleri suyun kirliliğine bakılırsa burada neredeyse herkesin hasta olması lazım. Ama değiller. Gerçekten çok ilginç bir durum. Kime sorsak Ganj’ın mucizesi diyor:)Bilmiyoruz artık neyin mucizesi ama gerçekten ilginç yani. Gerçi belki de insanlar hasta oluyordur da sayıları belli değildir. Bilmiyoruz yani. Ama mesela her sabah girip Ganj’da yıkanan insanlar var. Biraz garip işte. Sonra yine bahsederim bu konudan, şimdi fazla uzatmayayım:)

Babamın konuştuğu kadın biz gittiğimizde, yanında kaldığı ailenin çocuğuyla merdivenlerde oturuyordu. Babam burada nerelere gidilir falan deyince taktı bizi peşine bir yanında çocuk ve bisikleti, bir yanında biz, Assi Ghat’ın ilerisine kadar yürüdük. Meydan gibi bir yere gelince, buradan Benares Hindu University’ye gidebilirsiniz dedi. Bizim için bir rickshawla anlaştı, biz de ona teşekkür edip rickshawa bindik.Adam bizi üniversite içinde bir tapınağa götürdü, yolda da bütün fakülteleri falan göstererek ufak bir üniversite turu yaptırdı. Dönüşte yurt olduğunu düşündüğümüz bir yerde durmak istedik. Adam biraz bekledi, biz de gittik yurda şöyle bir bakmaya. Hemen kapıda bizi üç kişi karşıladı. Bakmaya geldik deyince de sevindiler, biz sizi gezdirelim deyip, bütün yurdu gezdirdiler. Önce bir çocuğun odasına götürdüler bizi. Kapkara bir odaydı, sanki elektrik yok gibiydi ama çocuğun bilgisayarı vardı masa üstünde. Meğer kablosuz internet varmış:) Oda sahibini yaptığımız baskınla yeterince utandırdıktan sonra bu sefer de yemekhaneye ve televizyon odasını gördük. İkisi de küçük ve eski görünüyordu ama anlattıklarına göre burası en iyi yurtlardan biriymiş. Hatta çocuklardan biri buranın adı ne biliyor musunuz falan dedi. Biz de girerken dikkat etmiştik, Birla dedik hemen. Sevinip yaa işte burası Birla yurdu, iyidir burası falan dedi:) Zaten Benares Hindu University İngilizce eğitim veren uluslar arası bir üniversite. Bir sürü yabancı öğrencisi var. Yurdu da ona göre oluyor herhalde. Çocuklar belki beni de okula bakıyorum falan sanmış olabilir aslında. Gelmişiz zaten çekirdek aile olarak bakınıyoruz:) Zaten bir ara sen ne okuyorsun gibi bir şeyler de sordular. Yüksek lisans yeni bitti deyince şaşırdılar bir anda. Meğer ben onlardan büyükmüşüm:)Yurdu gezmemiz de bitince bizi bekleyen rickshawa bindik ve artık üniversiteden çıkıp bindiğimiz meydana döndük. Aslında oradan da o adamla devam edecektik ama sanki binmeden önce anlaşmamışız gibi davranıp iki kat para isteyince kızıp indik. Tabii Fransız kadın bizim yerimize konuştu ya, adam da bunlar bir şeyden anlamıyor şunları bir kazıklayayım dedi herhalde:)

İndik hemen başka bir rickshawa bindik. Turistiz ama paramızı yedirmeyiiiz:) Yine tıngır mıngır çıktık yola Old Market’e gittik. Old Market, Dasaswamedh Ghat’ın arkasında kalan pazar kısmı. Dasaswamedh Ghat da bizim dün annemle önünde kadar yürüyüp döndüğümüz, bütün etkinliklerin, gösterilerin yapıldığı merkez ghat. Buraya merkez ghat deniyor çünkü hem gerçekten merkezde, yani ortadaki ghat, hem büyük, hem de işte bütün önemli etkinliklerin yapıldığı yer. Arkasında da Old Market var, yani hediyelik eşyalar, diğer dükkanlar falan da bu merkez ghatın arkasında toplanmış, yani burası Varanasi’nin merkezi işte.

En arkada halıcılar, altıncılar, ipçiler gibi grup grup toplanmış dükkanlar var. Sonra giyecek satılan, insanların alışveriş ettiği esas alışveriş caddesi var. Bu yol merkez ghata yaklaştıkça dükkanlar hediyelik eşyalar satmaya başlıyor ve en son da esrar pipoları, buda heykelleri, küçük şişelere doldurulmuş Ganj suları satan tezgahlar arasından Dasaswamedh Ghat’a ve her akşam üstü gösterilerin yapıldığı merdivenli bölüme geliniyor.

Biz buralarda biraz dolaştıktan sonra yemek yedik, çatak çotak fotoğraf çekmemize dayanamayan hafıza kartlarımıza bir yenisini daha ekledik ve biraz dinlenmek için otele döndük. Zaten babam iyileşse de hala kendini halsiz hissediyordu. Biraz dinlenelim de akşamüstü yine çıkarız dedi. Çünkü akşamüstü saat 6 civarında Evening Puja denen gösteri vardı.

Evening Puja, sabah pujası ve bunu görmek için yapılan kayık gezisiyle birlikte, Varanasi’de yapılacak en önemli şey olarak sayılıyor. Mesela Varanasi’de kaç gün kalacağımızı hesaplarken biz de dedik ki işte sabah gidiyoruz zaten. O günün akşamı Evening Puja’yı seyrederiz, ertesi sabah da kayık turu yapar sabah pujasını görür gideriz. Halbuki burası çok güzel. Yani daha Kalküta ve Mumbai’yi görmedik ama burası herhalde Hindistan’da geldiğimiz en ilginç yer olacak. İyi ki trenlerde bir terslik olmuş da burada fazladan bir gün daha kalmışız. Gerçi o bir fazladan gün de babam hasta olduğu için fazla gezmedik ama yine de insan daha fazla kaldıkça daha fazla görmüş gibi hissediyor:) Zaten durdukça da gerçekten daha çok şey görüyor insan çünkü burada her yer ilginç bir şeylerle dolu. Biz Varanasi’yi çok beğendik yani işte:)İyi ki gelmişiz.

Akşam ve sabah yapılan gösteriler, insanların yaptıkları falan tabii çok ilginç ama Varanasi’nin kendisi de gerçekten çok ilginç. Mesela bugün akşam bir adam bize namaste dedi:)Namaste bir selamlaşma sözü. Ama merhaba gibi değil de daha geniş anlamlı bir şey denebilir. Yani işte gelen de giden de namaste diyor. Sonra teşekkürler gibi de kullanılabiliyor. İyi niyet belirten bir selamlaşma sözü işte. Sadhu gibi görünen bir adam da bugün bize namaste dedi işte, biz de ona dedik:)

Neyse ben namasteyi bırakayım da akşam pujasını da anlatayım, sonra da uyuyup gideyim:)Otelde birkaç saat dinlendikten sonra saat beş buçuk gibi çıkıp, Ganj kıyısından yürüyerek merkez ghata, yani, Dasaswamedh’e gittik. Yol boyunca neredeyse herkes kayık ister misiniz diye sordu. Hepsini atlatıp merkez ghata kadar yürüdük. Bu arada akşamüstü Ganj kıyısı gerçekten çok güzel görünüyordu. Bir sürü güzel fotoğraf çektik. Ama bir iki saat önce çok daha güzeldi herhalde.

Dasaswamedh Ghat’a vardığımızda insanlar merkez ghatın merdivenlerine ve ortaya koyulan merdivenlere oturmuş, önlerinde kurulmuş sahnedeki gösterinin başlamasını bekliyordu. Baktık pek oturacak yer yok, biz de bir kayıkla anlaşıp kayığımızla birlikte hemen kıyıdaki yerimizi aldık:)Bazı kayıklarda bir sürü insan birlikte oturuyordu. Biz herhalde son dakikada geldiğimiz için boş bir kayık bulduk, hem de 3 kişi Rs100’e, yani daha önce fiyat verenlerden çok daha ucuza. Kurulduk kayığımıza, kameramızı çıkardık, bekledik. Saat altı buçuk gibi gösteri başladı. Aslında saati güneşin batışına göre her gün değişiyormuş. Yedi tane adam karşımızda onlar için yapılmış yükseltilere çıktılar, ellerinde duman çıkaran bir şeylerle önce dört tarafa döndüler, ondan sonra yine döne döne başka hareketler yaptılar. Tabii biz neyin ne anlama geldiğini bilmediğimiz için böyle anlatınca biraz saçma oluyor. Altta çektiğimiz videonun bir kısmı var, siz oradan bakın en iyisi, ben daha fazla komik tarif yapmayayım:)

Gösteri 40 dakika kadar sürdü. Biraz turistikti tabii ama çok değişik bir şeydi. Yani oraya dünyanın bir ucundan gelmiş bir turist daha başka ne ister ki:) Yani biraz tanıdık bir şey olsa insan çok turistik falan diye şikayet eder belki ama bize çok farklı ve yabancı geldiği için gösteri ilgimizi çekti açıkçası. Turistikse de turistik ne yapalım:)

Bir de bu arada gösterinin iki yanında pek turistik olmayan iki etkinlik daha vardı. Sol yanımızda bir teknenin içine doluşmuş insanlar sürekli aynı sözleri söyleyip, tef gibi bir şeyler çalarak bir tören yapıyordu. Bu biz oraya vardığımızda, yani saat altı gibi çoktan başlamıştı ve dokuz civarında otele dönerken hala sürüyordu. Sağ tarafımızda da bir televizyon Varanasi halkını toplamış yayın yapıyordu. Kocaman bir sahne kurmuşlar, sanatçılar çıkıyor, herkes alkışlıyor, kamera seyirciler arasında dolaşıyor.

Çok ilginç bir durumdu aslında. Solda gayet ciddi, kendilerini bir tekneye kapatmış saatlerce ibadet eden(sanırım:)) insanlar ve onların dünyası, ortada hafif turistik gösterimizle, bu dünyayla soldaki dünya arasındaki bağları, bu insanların ne yaptığını, neden yaptığını çözmeye çalışan biz, sağda da kendi alemindeki televizyon dünyası ve şarkıcıları:) İyi ki kafamız yerindeydi yani. İnsan biraz sarhoş falan olsa herhalde ben kimim, bu dünyanın anlamı ne, her şey boş falan gibi bir duruma geçiverir bir sağa bir sola bakarken:) Üçü de nasıl canlı ama. Soldakiler zaten çoktan kendinden geçmiş, çırpınıp duruyor, bizimkiler koskoca gösteri yapıyorlar, bütün merdivenler, kıyı her yer insanlarla dolmuş, müzik bangır bangır, e sağdakiler de aynı, turist olmayan herkes toplanmış sahnedeki şarkıcıları, gösterileri seyrediyor. Tabii herkes bu kadar canlı olunca da üç olayın da sesleri sürekli birbirine karışıyor. Bir hare ramalar bizim müziğimizi bastırıyor, bir biz sağdaki televizyonun şarkısına karışıyoruz, bir sahnedeki adamın bağırması iki gösterinin de sesinin önüne geçiyor. Zaten kayıktayız, üç gösteri de hemen yan yana önümüzde sıralanmış, insan bir şaşırıyor yani, ne farklı dünyalar var diye:) Neyse. İçmeden sarhoş oldum ben herhalde:)

Ağğ bu arada yandaki televizyonun bizim gösteriye müdahalesi sadece müzikle de kalmadı. Bir ara orada sahneye çıkacak olan bir çok ünlü bir Hintli sanatçı bizim tarafa geldi:)Bizim gösterimiz turistik hale gelsin diye biraz abartılsa da yine de önemli bir olay. Ne de olsa Ganj turistik olsa da yine kutsal Ganj, Puja zaten çoğu Hintlinin her gün evinde ya da şanslıysa Ganj gibi kutsal bir yerde yaptığı ibadet. Tabii yan tarafın sanatçısı da fırsatı kaçırmadı. Gösterinin bitmesinden sonra bir çok Hindu toplanıp içinde mum yakılan küçük tabaklardan aldı. Onları kıyıdan suya bırakıp dua ettiler. Bu küçük fenerler sönmeden ne kadar kalır ve uzağa giderse onu suya koyan kişinin hayatı o kadar uzun olacak demek oluyormuş. Bizim yandan gelen sanatçı da hemen gösteri bitince koşup bir fener attı tabii Ganj’a. Yan kayığımızda duran Hintli küçük bir kız onu görünce o kadar heyecanlandı ki, görmek için o kayıktan o kayığa geçerken az daha mis gibi tertemiz Ganj’a düşüyordu:)

İşte böyleyken böyle. Bugün çok güzel geçti. Varanasi çok ilginç bir yer ve seyrettiğimiz gösteri de çok güzeldi. Yarın sabah da kayıkla gezinti yapacağız, o da çok güzel olacak herhalde, bakalım.

Pujanın ne demek olduğunu da kendi anladığım kadarıyla bir anlatayım uyumadan. Çünkü baktım habire puja puja demişim ne anlattığım belli değil. Puja, Hinduların tanrılarına saygılarını sunmak için gerçekleştirdikleri ritüele verilen isim. Yani dua etme şekilleri. Her gün evde sabah ilk iş, akşam, yıkandıktan sonra, ya da festival gibi bazı önemli günlerde yapılabiliyor. Farklı şekilleri ve aşamaları var ve tabii biz bunları bilmediğimiz için anlayamıyoruz. Ama dışarıdan görüldüğü kadarıyla dua edip, bir mum yakıyorlar ve onu ya evlerinde hazır duran kutsal bir noktaya ya da bugünkü gibi Ganj’a sunuyorlar. Böyle bir şey işte:)

İyi uykular:)

Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler… için buraya tıklayabilirsiniz:)



Hindistan 10: 14 Ekim 2006-Varanasi
Ocak 17, 2007, 9:36 am
Kategori: Hindistan, gezi notları, varanasi

Bugün Varanasi’deki ilk günümüz ve burası çok güzel. Haa bir de bugün sahte otel şebekesi tarafından kaçırıldık:)Neyse baştan anlatayım:)

Tren yolculuğu güzel geçti. Zaten trene biner binmez herkesin uyuduğunu anlatmıştım. Biz de onların arkasından sivrisinek kovucuları sürüp yattık ve sabaha kadar da bir güzel uyuduk:)Hem de hiçbir sivrisinek tarafından ısırılmadan:)Sabah kalktık, görevliler kahvaltı ister misiniz diye sorup acılı vegetable cutletlerden getirdi:) Artık kahvaltıda acı yemeye alıştım galiba:) Eve dönünce de sabahları acı bir şey isteyecek canım bir şey değil:)Neyse işte, acı cutletleri, getirdikleri tatlı ketçaba batırıp yedik. Biraz da yanımızdaki şeylerden yedikten sonra oturup camdan dışarıyı seyrettik. Gündüz tren yolculuğu güzel oluyormuş. Daha çok yeşillik görünüyor camdan ama olsun, yine de ilginç geliyor insana.


Tren sonunda saat 11 gibi Varanasi’ye vardı ve tabii yine trenden inmemizle otelci adamların üstümüze saldırması bir oldu. Bir de bu sefer rezervasyon yaptırmadan gelen bir tek biz vardık galiba trende, diğer turistler onları karşılayanlarla gidince bütün adamlar bizim etrafımıza toplandı tabii. Bizim gideceğimiz bir otel var diyoruz, gelmeden önce aradık diyoruz adamlar anlamıyor. İlla sizin otelin olduğu sokaklar çok dar, oraya rickshaw girmez biz sizi bizim otele götürelim diye tutturdular. Sonra bugün gezerken gördük ki yok öyle bir şey tabii. Bunların işleri güçleri yalan. Halbuki dese ki bizim otelin etrafı daha temiz pak, sakin falan, belki de insan gider. Ama öyle saçma sapan yalanlar söylüyorlar ki insan anlıyor haliyle, ondan sonra da gideceği varsa da gitmiyor.

Neyse. Adamlar habire bizim otelin oraya rickshaw girer falan deyip durunca, onların otelinin ghatların olduğu kısımda değil de arka kısımda olabileceği geldi aklımıza bir anda. Gelmeden önce okumuştum. Ganj kenarında olmayan daha yeni, iyi durumda oteller de var burada. Ama biz gezeceğimiz yerlere yakın bir otelde kalıp, canımız istediğinde çıkıp yürüyerek ortada dolanmak istediğimiz için Ganj kıyısındaki, ghatların oradaki otellerden birinde kalmaya karar vermiştik. Adama otelinin nerede olduğunu sorduk, arka tarafta olduğunu duyunca da nonono diyerek kaçmaya başladık:) O sırada kapıya da ulaşmıştık artık, adamlar arkamızdan o zaman bilmemne oteline götüreyim falan derken istasyondan çıktık sonunda. Ama tabii kurtulamadık:) Bu sefer de rickshawcular geldi. Birine adresi söyledik. O da tutturdu oraya rickshaw girmez diye. Haydaaa. Biz o adamla, giriyor biliyoruz falan diye uğraşırken başka biri geldi, o adam deli siz onu bırakın, ben sizi söylediğiniz otele götürürüm deyip bindirdi bizi arabasına. Bir yandan da adamla hala tartışıyor gibi bir şeyler söylüyor falan. Hep aynı numara aslında:) Önce biri takılıyor peşinize, siz ona kızınca öbürü gelip sizi onun elinden “kurtarıyor”:) adamla kavga edip, bir kahraman edasıyla sizi istediğiniz yere, daha doğrusu kendi istediği yere götürüyor:)

İnsan gezmiyor da burada yaşıyor olsa gerçekten çok rahatsız olur herhalde. Sürekli nasıl kandırsak da kazıklasak diye yaklaşıyorlar insana. Belki de bize rastlamadı bilmiyoruz ama neredeyse iki hafta oldu, daha bir çıkarı olmadan bize bir kelime bile söyleyen olmadı. Ya yalan söylüyorlar, ya numara yapıyorlar, ya birazdan götürmeye çalışacakları dükkan için güven oluşturmaya çalışıyorlar. Bir de şimdi bu şebeke çıktı başımıza işte:)

Bindik rickshawa, adam içimizi rahatlatsın da şöyle bizi rahatça bir kandırsın diye “ooooo, sizin otel çok güzel, yolu da güzeeel, very gooood” demeye başladı:)Biz şüphelendik tabii. Ne de olsa tecrübeliyiz artık:) Adamlar iyi şeyler söylemeye başlayınca, hele bir de ailesi ve çocukları olduğunu anlatmaya başlayınca o adam kesin insana istemediği bir şey yaptırmak istiyor:) Tamam da Bizi otele götürürken ne yapabilir ki. Olsa olsa otelciden komisyon alıp, sonra da bizi şehir turuna çıkarmak isteyecektir, onun için güven çalışması yapıyordur falan. Diye düşünüyorduk:)Meğer Varanasi, bu turist kazıklama konusunda diğer şehirlerin bayağı önündeymiş:) Bunlar öyle komisyonla falan uğraşmıyor, koskaca şebeke kurmuş organize çalışıyorlarmış:)

Bunları, adam Schindhia diye Sandhia otelinin önünde durup, geldik işte deyince anlayabildik tabii:) Adamlar otellerin sahtesini yapmış:)Hem de galiba hepsinin:)Yani en azından turistler arasında adı duyulan, lonely planet’a falan çıkanların sahtesini yapmışlar. İnsanları da ayarlamışlar. Kimse bir şey söylemiyor.

Adam bizi ismi farklı bir otele sokmaya çalışınca, biz de etraftaki insanlardan nerede olduğumuzu öğrenip, buranın bizim istediğimiz yer olmadığını söylemek istedik. Annem de güvenilir bir adamdır diye kapısının önünde oturan 60 yaşlarında bir eczacıya caddenin adını sormaya gitti. Adam cevap vereceğine sırıta sırıta bakıp arkadaşına dönmüş, bir şeyler söylemiş ve birlikte gülmüşler:(

Bunun üzerine biz de başkalarıyla uğraşmayı bıraktık, tamam deyip çıktık yukarı, haritadan gitmek istediğimiz yeri otelciye gösterdik. Baktı çok ısrar ediyoruz o da kendi otelinin yerini gösterip, başka bir yer olduğunu kabul etti. Rickshawcu da bir anda sanki iki saattir burası sizin otel diye tutturan kendisi değilmiş gibi “ağğ eveet, farklı burası, şimdi götürüyorum sizi istediğiniz otele” demeye başladı:) Annem bir ara siz en iyisi bizi bir polise götürün dedi, adam biraz korksun diye. O da cevap olarak tabii götürürüm dedi pişkin pişkin:)Herhalde polisin de sahtesi var bunlarda:) Forumlarda okumuştum zaten. Trenlerde falan mesela, ya da yolda, bir anda gelip bir suç işlediğini iddia edip tutuklayacaklarını söylüyorlarmış. Bayağı üniformalı, kimlikleri, kartları falan olan sahte polisler. Ondan sonra da sizi bırakmak için rüşvet istiyorlarmış. Tabii şimdi Hindistan’ın bir de uyuşturucu durumu var. Hele Varanasi’ye neredeyse cebinde esrarı olmayanı almıyorlar:) O yüzden bu gibi şeyleri yapmaları daha kolay oluyordur herhalde. Tabii bizim çekirdek aile halimizden bir şey çıkaramayacakları belli olduğu için böyle bir şeyler yapmadılar neyse ki, ama tek başına dolaşan bir sürü turisti bir deniyorlardır herhalde.

Adamla itişe kakışa bindik yine rickshawa. Aslında binmeyip kendi kendimize debelenmemiz lazımdı ama işte babam trenden indiğinden beri iyice hasta olmuştu, uzatmayalım dedik. Biraz gittik, adam şu sağda bir otel daha var, onu da göstereyim beğenmezseniz sizinkine gideriz dedi. Babam öksürmeye falan da başlamıştı. Kendini halsiz de hissetmeye başlayınca, tamam dedik adama, otele baktık, yerleştik.

Yogi Lodge diye bir otelde kalıyoruz şimdi. 3 kişi bir gece Rs500. Bu da diğer oteller gibi. Banyosu, sıcak suyu, televizyonu, havalandırması falan var. E yeri de iyi. Hemen Ganj’ın arkasındaki ana caddenin üstünde. İyi çıktı yani otelimiz:)

Otele yerleşir yerleşmez babam yattı. İyileşmek için bütün gün uyudu. Biz de annemle biraz uyuduk, ama saat dörde doğru çıkıp etrafta ne var ne yok diye bir bakındık.

Ana yoldan sola doğru giden genişçe bir sokaktan girdik ve Ganj’a çıktık. Oradan da merkez ghat olduğunu tahmin ettiğimiz yere kadar yürüyüp geri döndük. Şimdi zaten tek başımıza dökülmüşüz ortalığa, hava da kararmış, fazla dolanıp kayıp falan olmayalım diye her yeri dolaşmadık ama gördüğümüz kadarıyla burası Hindistan’da şimdiye kadar geldiğimiz en güzel ve ilginç yer. Her yerden değişik bir şeyler çıkıyor, her şey çok renkli, hem de herşey yürüyüş mesafesinde. Bakalım, yarın daha iyi anlarız gerçekten bugün göründüğü kadar güzel bir yer mi, ama galiba öyle.Az daha gelmeyecektik Varanasi’ye. Çünkü Delhi’ye, Jaipur’a ve Agra’ya çok uzak. Ama sonra dedik ki bir kere gidiyoruz şuraya, e bir daha benim bedava biletim de olmayacak, bari her yerini gezelim rahat rahat. İyi ki de böyle demişiz de Varanasi’ye gelmişiz:)

Şimdilik bu kadar. Yarın daha çok gezersek ben de daha çok şey anlatırım artık:)İyi uykular:)

Bugünle ilgili fiyatlar, süreler, mesafeler, haritalar, diğer yararlı şeyler… için buraya tıklayabilirsiniz:)